Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulu

Hogwarts RPG
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Rosalie Aphrodite Jackson ~ RP

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Rosalie Jackson

avatar

RPG Puanı :
70 / 10070 / 100

Kadın
Mesaj Sayısı : 2
Asa : ???
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 13/09/09

MesajKonu: Rosalie Aphrodite Jackson ~ RP   Paz Eyl. 13, 2009 4:37 pm

Başım, sırtım, kollarım... Vücudumdaki her hücre, beni öldürmeye çalışırcasına acıyordu.. Ben kimim? Ah, kahretsin ki kim olduğum hakkında hiç bir fikrim yoktu. Sanki açarsam, biri bana saldıracakmış gibi ölümüne korkarak, güçlükle açtım gözlerimi. Ve o anda gördüklerim, düşüncelerimde bir parlamaya sebep oldu. Kimim ben? Neredeyim? Yoksa, cennette miyim? Belki de bir prenses şatosunda. Eh, şato olabilir aslında burası. Mükemmel bir titizlikle yapılmış, sahibine zilyonlarca dolara malolduğu kesin olan krem rengi hakiki deri bir koltuk, sinema perdesini andıran dev bir plazma tv, gerçekten çok zengin bir kitaplık, sımsıcak bir ev hissi yaratan kocaman bir şömine, şöminenin yanında da bir kapı vardı. Kapıda yazan yazıyı güçlükle seçebildim. "Giyim Odası" yazıyordu. Gerçekten çok zengin bir evde olduğum kesindi. Sırtımı hafifçe kaldırdım. Ve ne yazık ki, bu bende acı verici bir inlemeyi de beraberinde getirdi. Sesimi duymuş olacaklar ki, içeriye hizmetli kılıklı fakat çok alımlı bir bayan girdi.

"Demek uyandınız Bayan Jackson. Kahvaltınızı odanıza mı arzu edersiniz yoksa aşağı inebilir misiniz?"

Tatlı ve içten olmaya "çalışan" bir sesle söylemişti bunları. Aman nedense beni ürkütmüştü.

"Ş-şey, aşağı inebilirim, sanırım."

Ve birlikte aşağı indik. Beni bir yemek salonuna götürdü, burası bej ve krem renkleri ile dekore edilmişti. Gösterişli yemek masasının üstünde gümüş tabaklar ve kristal bardaklar vardı. Sağ tarafımdaki lüks vitrine göz gezdirdim. Kartal, yarasa ve vahşi kedi bibloları vardı. Çok geçmeden bir kız daha geldi.

"Hey Rose, daha iyisin ya?"


"I-ıı.. İyiyim-yani sanırım. Başım biraz ağrıyor gibi, o kadar."

Ne diyeceğimi bilememiştim. Kız bana sevecen bir tavırla yaklaşıyordu, bense onu tanımıyordum bile!

Pekâlâ... Kızın kızıl-kahve uzun dalgalı saçları, koyu yeşil gözleri, kalın dudakları vardı. Hmm.. Angelina Jolie olabilirdi doğrusu. Bir saniye! Geçmişimle ilgili lanet olası hiç bir şey hatırlamıyordum da, Angelina Jolie'yi nereden tanıyordum ki ben?! Kızın üstünde pembe bir t-shirt vardı. Beyaz pullarla L-Park yazılmıştı. Beyaz bir etek giyiyordu. Boynundaki altın rengi kolyede Lara & Rose yazıyordu. Hııımmmm...

"Rose? Heeey! Sana diyoruuumm!! Hazırlanmalısın, hem de hemen!"

Kızın sitemi düşüncelerimi bir bıçak misali yarıda kesti. Bu şaşkın ifade yeşil gözlerini ortaya çıkarmıştı. Ona aval aval baktığımı gördüğünden olacak ki, derin bir iç çekti.

"Aloo? Erkek arkadaşın! Derekle buluşmanı unuttuğuna inanmıyorum!

*Biravlavalbakınmasonra*

"Sen sağır falan mısın? Derek'le randevuna geç kalacaksın!

Derek'in kim olduğunu sorarak kendimi daha da apt*l durumuna düşürmedim.

"Şey, Lara.. Pek de iyi hissetmiyorum da kendimi, Derek'e beni almasını söylesek?

"İyi, ara o zaman."

Telefonum mu var ki benim...

"Lara, telefonumu kaybettim sanırım..

"Üf Rose.. Al benimkiyle ara."

Bana Iphone'unu uzattı. Rehbere girip "Derek" yazdım. Ve tahmin edebileceğiniz gibi, zilyonlarca Derek çıktı. Derek Luck, Derek Stan, Derek Night.. Neyse ki, ben aralarından birini seçip, karşımdaki kişiye rezil olmadan, "Derek Houston (R's BF!)" yazan birini buldum. Aklıma söyleyeceklerimi topladım. Merhaba diyecektim. Ne de olsa sesimden tanırdı. Ne oldu diyecekti byük ihtimalle. İyi hissetmediğimi, beni evden alıp alamayacağını soracaktım.

Derin bir nefes aldım ve "Ara"tuşuna bastım. Çok geçmeden açtı.

"Alo Lara?"

Şüpheli bir ses tonu kullanmıştı.

"Mer-merhaba Derek..."

"Rose? Hayatım bir şey mi oldu yoksa?"

Hah-şaşırmamıştım. Tanımadığım insanların ne diyeceğini bilmekte üstüme yoktur.

"Hayır, korkma bir şey yok, gayet iyiyim. Beni evden alabilir misin?"

"Tabii ki. Görüşürüz tatlım."

"Görüşürüz."


"Görüşürüz...."

Telefon kapandıktan sonra son derece lüks odama gittim ve o "giyim salonu"nu keşfe çıktım. Anlaşılan buradaki insanların gardrop kullanma adeti yoktu.

Bir etek ve t-shirt seçtim. Sonra eteğin fazla kısa olduğunu fark ederek kot pantolonlara göz gezdirdim.Sonunda sarı t-shirt & kot pantolon ikilisinde karar kılarak saçlarımı yapmaya başladım. Görünüşümü hafif parlatıcı ve rimel ile tamamladım. Son kez (teorik olarak ilk kez) aynaya baktım ve aşağı indim. Derek gelmişti ve..

Ve o anda bir şey oldu Garip bir şey.. Bir koku.. Lezzetli.. Ben... Onu istiyordum... O baharatlı kokuyu... Ah..

Etrafımda olanları idrak etmemle birlikte bir şok geçirmem bir oldu. Derek koltukta yatıyordu ve inliyordu! Hemen yanına koştum. "Derek! İyi misin!" Ve bir inleme.. Lara'nın gözleri donmuştu, nefes alamıyor gibiydi. Kokunun kaynağını artık anlamıştım.

"KAN..."

"Derek!"

Lara'nın annesi içeri girdi. Anlamadığım başka bir dilden bir şey söyledi. Ve Derek'in kanaması birden durdu. Lara ona şaşkınlıkla bakıyordu. Bense içimdeki umut parıltısının yok oluşunu izliyordum. Kendimi kontrol edemiyordum. Sanki, içime bir başkası girmişti sanki. Bir vampir.. İçimde bir felç etkisi yaratan bu zehirli kelime malesef dışımı durdurmaya yetmedi.. Kontrolümün tamamen dışında, içimdeki "DUR!" diyen çığlığa rağmen Derek'in üstünde atıldım. Beni yanlış anlayan ve teselli etmek için elini saçlarıma götüren Lara'ya gerçekten korkunç olduğunu düşündüğüm bir ifadeyle baktım. Lara'nn çığlığı, bütün evde yankılandı. Kaçışını izlemedim. İçimdeki yabancı ve çok güçlü, yeni keşfettiğim yaratığa kulak verdim ve Derek'in kaybolmuş yarasındana akan kanı yaladım. Boğazımdan geçen o sıcaklık, içimdeki açlığı doyurmamıştı. Daha fazla içmeliydim.. Daha fazla..

Dişlerimi tam boğazına kenetleyecekken "Uve!" dedi biri... Hafifçe durakladım ama umursamadım. Aklım Derek'in tatlı ve parlak renkli kanındaydı.. Kan..

Kan.. Kan.. Gözlerimi az önce Derek'in yattığı kanepede açtm.. Tanrım, ben ne yapmıştım! Sevgilimin kanını mı içmiştim! Hayır, bu bir kabus olmalıydı, bir kabus. Vampir diye bir şey yoktur, değil mi?

Etrafıma bakındım. Yalnızdım.. Soğuk, büyük evde yalnızdım. Terkedilmiş ürkek bir kedi gibi.. Çekinerek, evin bütün odalarını dolaştım.. Kimse yoktu. Hizmetçi kadın bile.

Ben bakmadığım oda kaldı mı diye düşünürken, önüme birden biri çıktı. Çıktı derken gerçekten çıkmaktan bahsediyorum. Yürüyerek falan gelmemişti...

"Kaybolmuş hissediyorsun değil mi? Kendine bile güvenmiyorsun artık..."

Düşündüklerimi nerden biliyordu? Yoksa o da mı vampirdi? "Hayır, çıkar bunları kafandan, vampir diye bir şey yok.." dedim kendi kendime. "Bunların hepsi hayal gücünün eseri."

Hafifçe, yavaş ve küçük adımlarla bana doğru geldi. Goth tarzı bir makyajı, beyaz ipek bir elbisesi vardı. Kırmızı ve gerçek olamayacak kadar güzel gözleri, neredeyse beyaz denilebilecek kadar açık sarı dalgalı saçları vardı.

"Geçmişinden bi'habersin, geleceğin bir zindan kadar karanlık, kendinden korkuyorsun."

Bunları bir soru olarak söylememişti ama ben yine de hafifçe kafamı salladım. Yüzünde sinsi bir gülümseme belirmişti, beni korkutuyordu açıkçası. Zaten, neyden korkmuyordum ki...

"Ben Mysth'im.. Karanlığın ve vahşiliğin tanrıçası. Katıl bize."

Son kısmı tehlikeli bir fısıltıyla söylemişti.. Konuşmak, cevap vermek istiyordum ama dudaklarım birbirine sımsıkı kenetlenmişti. O, beynimi okurcasına, cümlelerime tercüman oldu.

"Evet, sen de bizdensin. Bir vampir. Ama sen bunu zaten biliyorsun değil mi?"

Bulamıyordum... Ses tellerimi de, dilimi de kaybetmiştim. O, konuşmaya devam etti.

"Merak ediyorsun, neden vampir olduğunu. Kabul edemiyorsun bu gerçeği. Sanki insan olarak bir hayatın varmış gibi!"

Son cümleyi bağırarak söylemişti, söylemesi ile birlikte gök gürüldedi.

"Sanki insan olarak bir değerin varmış gibi!"

Bu sefer yumruğunu hayali masaya vurdu, inanılmaz bir ses çıkmıştı.

"Sen bizden birisin, katıl bize. Karanlık seni çağırıyor!"

Sonunda dilimi saklandığı yerden çıkarabildim.

"Karanlığa katılacağım!"

Sesim hiç olmadığı kadar vahşi çıkmıştı. Karanlık beni bekliyordu. Ateşi en derinlerimde hissediyordum.

"İnsan hayatında yapmak istediğin son bir şey var mı?"

Onu gördüğüm ilk andan beri ilk kez sevecen bir ses kullanmıştı. İç çektim.

"Evet, var. Arkadaşım Lara'yı görmek istiyorum."

"Kapat gözlerini."

Dediğini yaptım, gözlerimi kapattım. Ve rüzgar esti.. 5 saniye sonra sesini bir kez daha duydum.

"Şimdi açabilirsin."

Gözlerimi açtığımda bir çıkmaz sokaktaydık. Evsizler burada kalıyordu, gayet belliydi. Etrafa göz gezdirdim, ve çöpün yanında gördüğüme inanamadım. Lara yere oturmuş, dizlerini kendine doğru çekmişti. Ağlıyordu! Yanına doğru gittim. Bana bakmıyordu. Ancak gölgemden rahatsız olmuş olacak ki, bana döndü ve beni tanıyınca ayağa kalkıp geriye kaçmaya başladı.

"Uzak dur benden! Onu öldürdüğün yetmedi mi! Benden ne istiyorsun!"

Gerçekten öldürmüş müydüm! İnanmıyorum!

"Bekle! Dur, sana zarar vermeyeceğim! Kontrolüm dışında gerçekleşti her şey, kan yüzünden. Vampirler ile yaşamaya gideceğim. Tanrıça son bir şey istiyor musun dedi, tek istediğim dseni görmekti Lara."

Ben bunları söyler söylemez yüzündeki ifade değişti.

"Gerçekten mi?"

"Elbette. Seni hep seveceğim, hep arkadaş kalacağız. Değişsek bile."

"Ben de seni Rose. O zaman, senden istediğim tek bir şey var. Beni gerçekten seviyorsan, kaybetmek istemiyorsan, kabul edersin."

Lara'nın benden ne istediğini düşünmek istemiyordum.. Demek istediğim, ne isteyeceğini biliyordum. Ama bu ihtimali düşünemezdim.

"Seni asla kaybetmek istemem Lara. Söyle, ne istiyorsun?"

Pekala, "ne istersen yaparım" klişesini bilerek kullanmamıştım.

"Dönüştür beni Rose. Vampir, yarasa, kedi.. Her ne isen."

İşte ben de bundan korkuyordum! Hayır, onu dönüştüremezdim.. Bir vampire!! En iyi arkadaşımın kanını, hayır hayır hayır! Onu öldüremezdim! Bir dakika! Kedi ve yarasa! Bunlar Lara'nın evindeki biblolardı. Derek'in kanı.. Lara'nın annesinin ağzından çıkan sözler.. Tanrıça.. Işınlanma.. Hissettiğim rüzgar.. Hepsinin bir ilişkisi vardı.

"Vampirler hakkında ne biliyorsun?" deyiverdim birden.

"Neden sordun şimdi? Hmm.. Kan içtiklerini, kan içtikleri zaman gözlerinin kırmızıya dönüştüğünü, kedi kadar çevik olduklarını, karanlıkta görebiliklerini ve... uçabildiklerini."

"uçabildiklerini" derken tereddüt etmişti.

Ve artık herşey yerli yerine oturmuştu. Kartal çevikliği, kedi karanlıkta görme yetisini, yarasa ise uçmayı temsil ediyordu. Peki ya, bunları bildiğine göre, onun da vampir olması gerekmez miydi?

"Beni dönüştürmeyecek misin?"

"Hayır! Lara, en iyi arkadaşımı ısıramam!"

"Hadi ya, Derek'leyken böyle tereddüt ettiğini hatırlamıyorum." dedi ve tırnağı ile bileğine güçlüce bastırdı. Parlak kırmızı kan ortaya çıktı.

Ve yine bana bir şeyler oldu. Tek istediğim kanını içmekti, kim olduğu önemli değildi.. Kendimi zor tutuyordum. "sen atlamazsan ben atlayacağım." Bu Mysth'in vahşi sesiydi. Vampir içgüdülerim bu lafı ikiletmedi. Dişlerimi bileğine geçirdim ve...

Ve kahretsin ki, yine, nerede olduğum hakkına hiç bir fikrim yoktu. Bu kez yerde yatıyordum. Yumuşak yatak, deri koltuk ve beton yer. Bir daki sefere cehennemde uyanacağım galiba.

Her neyse, yerden kalkarken belimde feci bir ağrı olmasına hazırlamıştım kendimi. Gayet "ağrısız" olduğumu farkedince elimde olamadan şaşırdım. Etrafıma bakındım. Koskocaman odadaki tek eşya bir aynaydı. Dikkatli bakınca yuvarlak beyaz aynanın -arkasındaki siyah duvar ile tamamen bir kontrast oluşturuyordu- iki yanında üçgen şekiller olduğunu farketim. Ayna, bir kedi şeklindeydi. Lara'nın sözleri yankılandı kulaklarımda. "kan içince vampirlerin gözleri kırmızı renk alır." Aynaya bakma ihtiyacı hissettim. Ve evet,gözlerim kırmızıydı. Aynı Lara'nın (ve Derek) kanı gibi! Yüzümü gözden (kırmızı gözlerimden) geçirdim. Ben eski bendim. Dişlerim uzamış mı diye bakmak için ağzımı açtım. Dişlerim de eskisi gibiydi. Ama tenim hiç bu kadar beyaz olmamıştı. Gözlerim boynuma inerken boynuma damgalanan kırmızı yıldızı farkettim. Anlamı neydi acaba? Daha da aşağı indiğimde aynaya iliştirilmiş bir kağıt gördüm. 8'e katlanmış sarı kağıtta, "Evine hoşgeldin. İçgüdülerini takip et." yazıyordu.

İç güdülerimi takip etmek mi?



----------


Açık konuşayım, hayatımda sadece 1 kez (yani bir sitede) rp yaptım, o da uzun sürmedi. Yazdığım ve hala devam ettiğim bir hikayenin bir kısmını kopyaladım ve rp yerine koydum. Çünkü rpg'deki adım ve hikayedeki adım aynı. Rp'den sayılır mı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Rolande Addié
5. Sınıf
avatar

RPG Puanı :
100 / 100100 / 100

Kadın
Mesaj Sayısı : 1462
Yaş : 23
Savaş Tarafın : Chiarore Suo Guardia
Rp Partneri : Forever Sébastien! He is my love angel.
En Belirgin Özellik : Sabırlı kişilik ve oldukça sakar o.O
Asa : 21 Inch,Hipogrif Tüyü, At Kılı
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 26/06/09

Galleon
Galleon: 1000
Patronus: Seçilmedi

MesajKonu: Geri: Rosalie Aphrodite Jackson ~ RP   Paz Eyl. 13, 2009 7:17 pm

Güzel bir rpdi. Ama renk uyumu ve görünümü sevmedim. Açıkçası yavandı. Rp'e *kalın* fontunu uygulamak yerine *size=11* yapsaydın daha iyi olurdu. Mor, sarı, pembe, beyaz, lacivert... Hepsi birbirine girmiş durumda. Paragraf uyumu yoktu sanırım. Bundan sonra buna daha çok dikkat etmelisin. Ayrıca sürekli konuşmalarını ayrı bir satıra yazmak zorunda değilsin, paragrafların içine sıkıştırırsan daha okunaklı olur. Sadece aralksız tekrarlayan ikili konuşmalarda satır atlamayı tercih etmeni tavsiye ederim. İmla kurallarına daha dikkat etmelisin. Betimleme vasattı. Daha fazla sıklaşmlı ve orjinalleşmeli diye düşünüyorum. Kurgu ise daha ilgi çekici olabilirdi. Tavsiyelerimi dinlersen daha iyi bir sonuç elde edebileceğini biliyorum, iyi rpler.


RPG Puanınız: 70

_________________


I can almost see it
That dream I'm dreamin
But there's a voice inside my head saying you'll
never reach it.


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Rosalie Aphrodite Jackson ~ RP
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulu :: Role Play Game Dışı :: Site Arşivi :: RPG Arşivi-
Buraya geçin: