Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulu

Hogwarts RPG
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Luna Nyks LeDarc

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Luna Nyks LeDarc
Gryffindor Sınıf Başkanı&2. Sınıf
avatar

RPG Puanı :
80 / 10080 / 100

Kadın
Mesaj Sayısı : 220
Yaş : 21
Savaş Tarafın : Şu an Aydınlık...
Rp Partneri : Yok
En Belirgin Özellik : ~~Gizemli~~
Asa : Söğüt ağacı,veela saçı,22 santim ve esnemez
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 25/07/09

Galleon
Galleon: 10
Patronus: Aslan

MesajKonu: Luna Nyks LeDarc   Perş. Ağus. 27, 2009 7:49 pm

Orman... Ağaçların yapraklarının arasından vurduğu güneş ışınları, içimi ısıtıyordu. Gözümü biraz kamaştırıyordu, rahatsız olmama rağmen başka bir yere oturmadım, kitabımı okumaya devam ettim. Kitap dediysem ders kitabı değil normal hikaye kitabı. İnsanların beni inek olarak nitelendirmesinden hoşlanmıyordum. Dördüncü bölümü açtım, başlığı sesli okudum " Gizli Güç"... Kitap üçüncü baskıydı ve yeni basılmış olmanın verdiği matbaa kokusu benim hoşuma gidiyordu. Kitaplarla baş başa kalmayı seviyordum, onlar benim dostlarımdı, sırdaşlarımdı. Onlar da benle sırlarını paylaşıyorlardı belki...

Karıncalar yanımdan teker teker uzun bir sıra halinde geçiyorlardı. Nerdeyse her birinin üstünde bir yiyecek vardı, harıl harıl çalışıyorlardı. Yazın çalışıp, kışın keyfini çıkarıyorlardı işin. "Marş,marş!" diyerek gülümsedim. Onların dünyasını hep merak etmişimdir. Evleri nasıl kuruludur? En çok da kilerlerini... Ama ısırıklarından oldum olası nefret etmişimdir. İğne batması gibi, çimdikliyorlardı sanki. Ağaçlara tırmanıyorlardı, hızlı hızlı bir işe yetişeceklermiş gibi.Ağacın tepesinde de iki tane kuş birbirileriyle muhabbet edermiş gibi karşılıklı cik cikleşiyorlardı.

Yarım saat sonra kitabı çantama geri koydum; çünkü kitabı bir alışta bitirmek istemiyordum hem de biraz yürüyüşten zarar çıkmaz diye düşünüyordum. Çantamı sırtıma aldıktan sonra havayı içime çeke çeke yürümeye başladım. Kurumuş yaprakların üstüne bastığımda çıkan sesi duymak için basıyordum. Orman bir orkestra gibiydi, ben bir yandan yapraklara basarken bir yandan rüzgarın ağaçlara uyguladığı kuvvetten çıkan ses, kuşların Cik cik diye ötüşlerine ayak uyduruyordu. Kulağa güzel bir senfoni olarak geliyordu. İnsanların buraya gelip gerçek zenginliği görmelerini isterdim; çünkü para kazanmak için ormanları yok etme yarışına giriyorlardı. Bu gerçekten bana çok anlamsız geliyordu. Anlamsız kelimesi kafamda yankılanıyordu. Anlamsız, Anlamsız... Tahtaları biraz çürük gözüken köprüden geçerken tedirgindim; bir yerime bir şey olacağından ziyade dereye düşüp her yerimin ıslanmasından korkuyordum. Yavaş ve sakin adımlarla ilerledim. Nihayet karşıya geçmeyi başarmıştım. Kenara geldiğimde paçalarımı yukarı çektim ayaklarımı yıkamak için. Aklıma birden atasözü geldi ve "Dereyi görmeden paçayı sıvama." dedim. Derenin suyu buz gibiydi. Refleksle birden ayaklarımı geri çektim; ama geri soktuğumda soğuğa alışmıştım.

Çantamdan müzik çalarımı çıkardım ve sesi dışarı verdim. Aslında zaten bir melodi vardı;ama ben söz ekleme gereksinimi hissettim. Bir yandan müzik çalarken bir yandan da ayaklarımı çırpıyordum. Dere yüzülmeyecek kadar soğuktu açıkçası buna cesaret edemedim. Ayaklarımı sudan çıkardıktan sonra yürümeye başladım, çıplak ayakla. Söylediklerine göre çıplak ayakla toprakta yürümek insanı sakinleştiriyormuş. Zaten böyle doğal bir ortamda sakinleşmemek mümkün mü? Biraz rahatlığımdan cesaret alıp ormanın derinliklerine doğru yolculuk yapmaya karar verdim. Ağaçlar sıklaşıyordu, biraz tedirgin olmama rağmen bugün benim günüm diyerek döne döne kollarımı açarak koşuyordum, delirmiş gibi...

Yavaşladım, nefes nefese kalmıştım. Biraz dinlendim, soluklanmak için. Birkaç yudum su bünyeme iyi gelmişti. Eve döndüğümde duş almayı aklımın bir köşesine yazdım. İyice içeri girmiştim, hava kararmış gibiydi; ama emin değildim ağaçlar birbirine çok yakındı bu yüzden mi hava kararmış gibi mi görüyorum diye düşünüyordum. Bir ses duyduğumu zannettim bir an; ama sonra aldırmadım. Birden başım dönmeye başladı, hava iyice sıcak olmuştu sanki, ıslak zemine düştüğümü fark ettim en son. Bundan sonrası karanlıktı...

Gözlerimi kırpıştırdım. Yavaşça açılıyorlardı ve bana ne olduğunu anlamaya çalışırken yanımda bir Boz Ayı(!) gördüm. Öyle hızlı 'Aay' çektim ki bir an tıkandım ve öksürmeye başladım. Geçtikten sonra düşmenin etkisiyle alnımda bir çizik oluştuğunu ve oradan kan sızdığını anladım. Boz ayının niye beni öldürmediğini merak etmiştim; ama bunun önemi olduğunu sanmıyordum; çünkü kalp atışlarım o kadar hızlıydı ki birazdan kalbimin yerinden çıkacağından öleceğimi sandım. Buna rağmen boz ayı bana bir bakış atıp koşarak uzaklaştı. Hiçbir şey anlamamıştım. Bu sıcağın bana yaptığı bir şaka mıydı? Eğer şakaysa hiç komik bulmamıştım onu söyleyeyim. Ellerimle toprağı ittirerek yerden kalkmaya çalıştım; ama belim incinmişti. Kambur yürüyecektim mecburen ben de. Ağaçlardan da destek alarak yolumu bulmaya dereye varmaya çalışıyordum. Umarım bana gözlerim yardım eder diye kendime gelmeye çalışıyordum.

Su şırıltısını duymaya başladığımda niyeyse saate bakmak aklıma gelmişti. Sol bileğime gözümü kaydırdığımda çatlamış bir cam ve durmuş bir saat gördüm. Buna moralim acayip bozulmuştu açıkçası. Hem saati bilmiyordum hem de alnımda büyük bir çizik vardı. Ağaçların arkasından bana yardım etmek isteyen birisi vardı galiba. Çarpmanın etkisiyle sersemlemiştim çünkü. " Sana yardım edebilir miyim küçük kız?Yaralanmışa benziyorsun" diyerek bana elini uzattı. İlk önce ben ürkmüştüm; çünkü adam ormanda takım elbise giyiyordu(!). Nasıl bir şeydi bu, huylanmıştım açaıkçası; ama yardıma hayır diyemeyecektim. Adam beni kucağına aldı ve ormanın girişindeki arabasına bindirdi ve beni birkaç dakika sonra eve geri getirmişti.

Babam, hayretler içindeydi durumumun bu kadar içler acısı olmamasına rağmen. Ben "Sorun yok baba, ben iyiyim." Bana inanmamış gözlerle bakarken "Cidden." dedim. Gizemli adam beni babamın sıcak kucağına teslim etti ve babam beni hemen üst kattaki odama götürdü, yatağıma koydu beni yavaşça. Bir şey isteyip istemediğimi sorunca ben de "Biraz su." diye mırıldandım ve hemen bana bir bardak su getirdi. Neler olduğunu öğrenmek için adama birtakım sorular soruyordu; çünkü ben ona göre sorularına cevap veremeycek bir durumdaydım. Bütün bu olayların bana verdiği yorgunlukla biraz şekerleme yapmaya karar verdim; ama uyanınca babamın beni rahat bırakmayacağını biliyordum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Rolande Addié
5. Sınıf
avatar

RPG Puanı :
100 / 100100 / 100

Kadın
Mesaj Sayısı : 1462
Yaş : 23
Savaş Tarafın : Chiarore Suo Guardia
Rp Partneri : Forever Sébastien! He is my love angel.
En Belirgin Özellik : Sabırlı kişilik ve oldukça sakar o.O
Asa : 21 Inch,Hipogrif Tüyü, At Kılı
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 26/06/09

Galleon
Galleon: 1000
Patronus: Seçilmedi

MesajKonu: Geri: Luna Nyks LeDarc   Perş. Ağus. 27, 2009 8:06 pm

Renk uyumu ve uzunluktan tam puan veriyorum. Yalnız imla hatalarındna kırdım. Çünkü; kelime tekrarı yaparken virgül ile ayırmamışsın. Mesela " Döne döne. " demişsin ; " Döne, döne. " olmalıydı. Belki de dikkatsizlikten olmuştur bilemiyorum. İki yerde yazım hatası yakaladım. Birincisi, " açaıkçası " yazmışsın; diğeri de " veremeycek. " yazmışsın. Bunlarda belki dikkatsizlikten kaynaklanıyor olabilir ama rpini göndermeden önce Microsoft Word programında bir göz geçirmeliydin. Betimlemeler oldukça güzel. Anlatımda akıcı sayılır. Paragrafların uyumu güzel. Karakterinin düşüncelerini daha detaylı anlatabilirdin.



RPG Puanınız: 80

_________________


I can almost see it
That dream I'm dreamin
But there's a voice inside my head saying you'll
never reach it.


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Luna Nyks LeDarc
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulu :: Role Play Game Dışı :: Site Arşivi :: RPG Arşivi-
Buraya geçin: