Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulu

Hogwarts RPG
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sürpriz

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Julian Whisper
Ölüm Yiyen
avatar

RPG Puanı :
85 / 10085 / 100

Erkek
Mesaj Sayısı : 379
Yaş : 47
Savaş Tarafın : DarkSide
Rp Partneri : Melanie Whisper (artık whisper oldu :D)
En Belirgin Özellik : her nefis ölümü tadıcıdır...
Asa : Kayın Ağacı
34 cm
Ejderha yürek lifi
hayli esnek ve kullanışlı
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 16/08/09

Galleon
Galleon: 10
Patronus: Aslan

MesajKonu: Sürpriz   Cuma Ağus. 21, 2009 11:25 pm

Kişiler: Julian Whisper, Melanie Whisper
Zaman: 12 yıl önce
Yer: Domuz Kafası
Konu: Julian'a Melanie tarafından gelen büyük sürpriz...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Julian Whisper
Ölüm Yiyen
avatar

RPG Puanı :
85 / 10085 / 100

Erkek
Mesaj Sayısı : 379
Yaş : 47
Savaş Tarafın : DarkSide
Rp Partneri : Melanie Whisper (artık whisper oldu :D)
En Belirgin Özellik : her nefis ölümü tadıcıdır...
Asa : Kayın Ağacı
34 cm
Ejderha yürek lifi
hayli esnek ve kullanışlı
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 16/08/09

Galleon
Galleon: 10
Patronus: Aslan

MesajKonu: Geri: Sürpriz   C.tesi Ağus. 22, 2009 4:53 am

Yazın başladığı bu dönemlerde olan yüksek sıcaklıklar, bu yazında oldukça sıcak ve kavurucu geçeceğini haber veriyordu. Uzun zamandır dışarı çıkıp hava almıyordum. Aldığım son haber benim havamı oldukça değiştirdim, eve kapanmama ve dışarıdaki herkesle bağlantımı kesmeme sebep olmuştu. Özellikle Melanie ile irtibatımı kesmiş, ondan uzaklaşmaya çalışmıştım. Her şeyden çok sevdiğim kadından vazgeçmiş, daha doğrusu vazgeçmek zorunda bırakılmıştım resmen. Her ne kadar kendi irademle ondan uzak dursam da buna sebep olan kişi çok saygılı babamdı.

Saygıdeğer babam Whisper soyadına mensub olan bir kişinin aydınlık taraf için çalışmasına katlanamıyordu tıpkı aile büyükleri gibi. Durum böyle olunca aile büyüklerinden de izin alan babam Hector Whisper'ın katli için kusursuz bir plan yapıp onu ve eşini yok etmiş, olaya kaza süsü vererek basit bir şekilde bu cinayet yakayı kurtarmış, Melanie ve Oliver'ın tek başlarına kalmasına neden olmuştu. Onların bir çok acı çekmesine neden olmakla beraber, onları genç yaşta yalnızlığa hapsetmişti. Hector' ın ölümü benim için kısa zaman öncesine kadar trajik bir kazaydı, ama daha sonra babam bunu bana itiraf etmiş, Melanie den uzak durmam için beni uyarmıştı. Benim için bile bunu kabullenmek oldukça zordu, Melanie için kim bilir nasıl olucaktı. Benden ve ailemden nefret edeceği kesindi, haksızda sayılmazdı; ama ben onun bana nefretle bakmasını kaldırabilecek miydim, bilmiyorum. O yüzden bu sırrı ölene dek kendimde saklamaya karar verdim. Sadece benim canımı yakacak, sadece beni yiyip bitirecekti. Ama bunu bile bile de Melanie' yle olamam imkansızdı. Onun yüzüne bakmak... benim için gerçekten imkansız gibiydi. Ondan kopmak ise tam bir ölüm... Son bir kaç ayı bu ikilemden çıkmaya çalışarak geçirmiş, yinede bir çözüm bulamamıştım. En sonunda üç gün önce elime bir mektup geçmiş, beni bir karar vermeye zorlamıştı.

Melanie den gelen o mektup boğazımda oluşan bir düğüme dönüşmüş beni boğmuştu adeta. Çok önemli bir şey söylemek için beni Hogsmead e çağırıyordu. Onu reddetmem mümkün olmadığı ve söyleyeceği şeyin çok önemli bir şey olduğunu düşünerek "evet" cevabımı ona hemen yollamıştım. Ayrıca bu benim ondan kopmak için son şansımdı.Üç günün nasıl geçireceğimi bilemeden evin içinde bir aşağı bir yukarı inip çıkıyor, devamlı bahçede geziniyor ya da odamda volta gergin bir şekilde dolaşıyordum.

Sonunda beklediğim gün gelmiş, sabah erkenden Hogsmeade gelmiştim. Küçük köyün kare taşlı sokaklarında yürüyerek köyün diğer ucunda bulunan bara, Domuz Kafası' na ilerliyordum. Ayaklarım her ne kadar hızlı bir şekilde ilerlesede kalbim devamlı geri gitmek istiyordu. Ona bunu söylemek, ondan ayrılmak benim için çok zordu, aynı zamanda onun içinde öyleydi. Sonuçta çok uzun zamandır birlikteydik, paylaştığımız bir çok şey olmuştu ki bunlardan en önemlisi kalbimizdi. Hızla yürüyerek köyün çıkışına varmış, ilerideki sarı tarlaları görür olmuştum. Barın kırık tabelası ileride yolun solunda gözüküyordu. Neden üç süpürge değilde burayı tercih ettiğini düşünerek barın kapısından içeri girdim. Çok erken gelmiştim, henüz barda pek kimse yoktu. Melanie de henüz gelmemişti ki bu benim için iyi olmuştu. Gidip kyıda bir köşeye oturarak Melanie yi beklemye başladım. Gergin olduğum her halimden belli oluyordu; hızlı bir şekilde ayağımı sallıyor, masadaki eşyalarla acamice oynuyor, kapını her açılışında hızla kafamı oraya çeviriyordum. Barmen de anlamıştı ki gergin olduğumu yanıma gelerek "Bir şeyler ister misiniz? Sanırım biraz rahatlarsınız." dedi halden anlar bir sesle. Barmenin haklı olduğunu düşünerek "Sanırım iyi olur.." dedim hırıltılı bir sesle ve sesimden rahatsız olarak sessiz bir şekilde öksürdüm. Barmen bana neşeyle bakarak "Ne içersiniz.. Ateş viskis..?" dedi önerir bir sesle . Olabileceğini ifade etmek için başımı hızlı bir şekilde aşağı yukarı salladım.Barmen gülümseyerek ateş viskisini getirmek üzere yanımdan uzaklaştı. Yalnız başıma kalınca yine ne yapacağımı şaşırmış masanın üstündeki mumlukla oynamaya başlamıştım ki barmen içkimi getirdi. "Buyurun.. " dedi içten bir sesle, Kirli tepsinin üstünde duran bardağı alıp kafaya diktim ve bardağı tekrar tepsiye koyarak "Bir tane daha lütfen.." dedim, barmen hiçbir şey demeden şaşkın bir şekilde yanımdan ayrıldı. Bir anda kapının açılırken çıkardığı o kulak tırmalayan iğrenç gıcırdama tüm barı kaplamıştı. Başımı yine hızla kapıya doğru çevirdim ve onu gördüm. Gelmişti, sonunda korktuğum an gelmiş o bütün güzelliğiyle kapıdan içeri girmişti. Ne yapacağımı bilemez halde yerimden kalktım ve bana doğru gelişini izlemeye koyuldum....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Melanie Whisper
Hogwarts Baş Şifacısı
avatar

RPG Puanı :
78 / 10078 / 100

Kadın
Mesaj Sayısı : 614
Savaş Tarafın : Purple Side? xD Dark Side..
Rp Partneri : ~Julian Whisper~
En Belirgin Özellik : Bayan Mantık
Asa : Güllerin Şifası

Çam ağacından yapılma.
Özünde Bitki Karışımı vardır.
22 cm.
Oldukça Esnektir.
Savunma Büyülerinde Başarılıdır.

En iyi büyüsü:
Perception
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 16/07/09

Galleon
Galleon: 310
Patronus: Panter

MesajKonu: Geri: Sürpriz   C.tesi Ağus. 22, 2009 3:02 pm

Yalnızlık. Tek hissettiğim şey yalnızlıktı. Julian'ın yokluğu sürekli ağlamama sebep oluyordu. Uyku düzenim bozulmuştu. İştahım kesilmişti. Bazı dostlarım benim bir şifacıya görünmem gerektiğini söylediğinde itiraz edemedim. En kısa zamanda gideceğime söz verdim. Julian'ın yokluğu bende birçok şeyin değişmesine sebep olmuştu. Artık yaşayan bir ölü gibiydim. Nefes alıp vermesem öldüğümü düşünebilirlerdi. Onun yokluğu bütün hayatımı değiştirmişti. Mide bulantısı ile yine odamdan koşarak çıkarken artık bir şifacıya görünmem gerektiğini anladım. Ertesi gün şifacının odasında stresle beklerken zamanın bir türlü geçmediğini farkettim. Bütün muayenelerim yapılmıştı. Ve test sonuçlarını bekliyordum. Kafamdan ölebileceğime dair milyonlarca düşünce geçiyordu. Belki de tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmıştım. Başıma bir ağrı girdi. Julian'ı bir kez daha görmeden ölmek istemiyordum. Şifacı içeriye girdiğinde söyleyeceği şey için hazır olmadığıı farkettim. Ama yine de konuşmasına izin verdim.
"Bayan Brown, değerleriniz gayet iyi. Sadece biraz fazla yorgunsunuz. Ve size çok güzel bir haberim var. Hamilesiniz."Beynim dondu. Ne yapmam gerektiğini bilemedim. Ben...hamileydim. Ellerimin titrediğini farkettim."Bir hata olmadığından emin misiniz? Ben hamile olamam."
Dedim zoraki bir nefesle. Bana kendini bilmiş bir tavırla;"Tabiki de hata yok bayan. Bütün test sonuçlarını dikkatlice gözden geçirdim. Hamilesiniz."Dedi suratındaki o aptal gülümsemeyle. Daha doğrusu resmen sırıtıyordu. Suratının ortasına bir yumruk geçirmemek için kendimi zor tuttum. "Julian..."
Diye fısıldayabildim sadece.
Hastahaneden çıkarken aklım çok karışıktı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Yağmur çiselemeye başladı. Bir bank gördüm ve dayanamayacağımı anlayıp oraya oturdum. "Ben şimdi ne yapıcam."Diye sesli sesli düşünmeye başladım. Yağmur yavaş yavaş şiddetleniyordu. İnsanlar içerilere koşturuyorlardı. Ama ben yerimde durmaya devam ettim. Yağmuru seviyordum. Sonra annemin doğumumu anlatmasını hatırladım.Soğuk ve karlı bir kış akşamı açmışım gözlerimi dünyaya. İlk annemi görmüşüm. Onun simsiyah saçlarının terli alnına yapışmış ve sevimli bir yüz ifadesi ile mutlulukla bana bakıyormuş. Babam annemin doğumunda yanında olamamış. Zaten bu yüzden annem yıllarca bunun dırdırını yaptı. O sırada üç süpürge de arkadaşları-özellikle kadınlar-ile eğlenmekteymiş. Tabi bundan çok sonra haberimiz oldu. Çocukluğum çok zor geçmiş. O zamanlardan tek hatırladığım babamın doğum günlerimde hep iş seyehatinde olup doğum günü hediyesi olarakta sadece 20 Galleon yolladığı. Ve annemin ise doğum günümde beni arkadaşlarıma yollayıp eve adam aldığıydı. Aslında babam ve annem iyi anlaşırlardı. Sadece babamın anneme para vermesi ve annemin de babamı tatmin etmesi gerekiyordu. Aslında ben onların hayatına seyirci olan biriydim. Ailede pek önem verilen biri değildim. Yakın akrabalarımız bile şükran günlerinde tatile Karayiplere ya da Maldivlere gider sadece anne ve babam için bilet alırlardı. Babamın da zaten işleri olurdu. Bu yüzden annem genç sevgilisi ile gider beni de büyük anneme bırakırdı.Büyük annemle kaldığım zamanlarda ondan piano dersleri almaya başladım. Sanırım 6-7 yaşlarındaydım. Bana küçük mozart diyorlardı. 4-5 sene okul müzikallerinde ve bazı konserlerde parçalar çaldım. Hatta besteler yaptım. Ta ki o kaza olana kadar. Kasvetli bir sonbahar gecesiydi. Hava yağmurluydu. Şimşekler çakıyordu. Aslında pek iyi hatırlayamıyorum. Sadece büyükannemi ziyarete gittiğimiz bir geceydi. Ve ben büyükannemin piyanosunun üstünde notalarımı unuttuğumu hatırladığım için arabadan inmiştim. Büyük annem kapıyı kocaman bir gülümsemeyle açmıştı. Ancak sonradan sanki biri çığlık atmış gibiydi. Ve çarpışma sesi...
Arkamı döndüğümde de karşılaştığım manzara karşısındaki tepkim bayılmak olmuştu. Çünkü ezilmiş ve aslında rengi beyaz olup kırmızıya bulanan bir mustang. Ancak en ilginci ise babamın o uğruna doğum günlerimi ,tatillerimizi ve resitallerimi kaçırdığı o sevgililerinden biri arabasıyla-daha doğrusu tırı ile-onları ezmişti. Sonrasında gözlerimi beyaz bir odada açtığımı hatırlıyorum. Yanımda büyükannem ağlamaktan perişan olmuş.Bana ikisinin de öldüğünü söylediğinde ki tepkim oldukça ilginçti. Sadece sustum. Ne ağlayıp isyan ettim ne de mutlu oldum. Sustum...

Göz yaşlarımı farkettiğimde halen bankta ,bu yağmurun altında oturuyordum. Derin bir nefes aldım ve eve gitmeye karar verdim.Evde ıslak kıyafetlerimi çıkarıp daha kuru birşeyler giydim. Islak saçlarımı bir havluya sarıp odamda bulunan büyük masaya geçtim. Önümde bir parşomen kağıdı ve bir tüy kalem vardı. Elim titreyerek kalemi aldım. Ve aklıma gelenleri yazmaya başladım;

Sevgili Julian.
Sensizliğin acısına dayanamazken hayata tutunmamı sağlayacak bir haber aldım. Belki de ölmemi sağlayacak bir haber. Julian...Ben hamileyim...
Ve seninle en kısa zamanda görüşmem gerek. Lütfen mektubuma cevap yaz. Seni seviyorum...

Melanie...

Ahh hayır. Ona hamile olduğumu yüz yüzeyken söylemem gerekiyordu. Bu yüzden mektubu buruşturup yeni parşomene geçtim. Ellerim halen titriyordu. Ne söylemeliydim ki? Göz yaşlarımın sıcaklığını yanaklarımda hissetmeye başladığımda ne yazmam gerektiğini buldum.

Julian...Seninle konuşmalıyım. Çok önemli bir konu. Umarım beni ciddiye alıp bu ayın 28'inde saat sabah 10'da Domuz Kafası'nda olursun. Lütfen gel.
Melanie...


Birkaç gözyaşım damlamıştı parşomene. Umursamayıp hemen Julian'a gönderdim. Gözyaşlarımı elimin tersi ile sildim ve aynanın karşısına geçtim. Tişörtümü göğsümün altına kadar sıyırıp karnıma baktım. Hamileydim. İçimde biri vardı. Ve o kişi bana aitti. Benim kanımdandı. Çok garip hissetmeye başladım. Daha tohum tanesi kadar olan birini kaybetmekten korktuğumu farkettim. Karnımı yavaşça okşayarak; "Seni seviyorum bebeğim. Umarım baban da sever." dedim. Hamile olmanın verdiği korkunun yanında Julian'ın bebeği istemeyeceği korkusu sarmıştı bedenimi. Eğer istemezse ben ne yapardım? Korkuyla o günün gelmesini bekledim. Ve Julian'ı rüyamda görmeyi umarak uyudum.
İşte günü gelmişti. Korkudan titriyordum. Julian'ın çocuğunu kabul etmemesinden korkuyordum. Hatta daha kötüsü çocuğu aldırmam gerektiğini söyleyebilirdi. Ama daha doğmamış bebeğim ile aramda çok büyük bir bağ oluşmuştu. Bu yüzden ondan vazgeçemezdim. Giyinip domuz kafasına doğru ilerlemeye başladım. Uzun bir süre sonra geliştim. Tabela karşımdaydı. Ve kalbimin sıkıştığını hissettim. Korkum buraya gelince daha da büyümüştü. Ellerim titreyerek kapısını açtım. İçeride olabilir belki diye yüz ifademi normal tutmaya çalıştım. Etrafa göz gezdirdiğimde onu gördüm. Kalbimin hızlandığnı hissettim. Evet tam karşımdaydı. Ve kahretsin ki az sonra olacaklar beni çok korkutuyordu. Zoraki bir tebessümle yanına gittim. Ahh kahretsin onu o kadar çok özlemiştim ki boynuna sarılmamak için kendimi zor tuttum.
"Gelmişsin." dedim aptal bir ifade ile. "Oturalım mı?" cevabını beklemeden hemen oturdum. Göz yaşlarımın gözümde biriktiğinin farkıdaydım. Ama kendimi zorlayarak ağlamayacağımı tembihledim kendime. Direk konuya girmeli miydim? Yoksa biraz konuştuktan sonra mı söylemeliydim? Aklım çok karışıktı. Onun o herkesi büyüleyen gözlerine bakarken düşünmek hiçte kolay olmuyordu. "Nasılsın?" dedim sesimin titremesine engel olamadan. Onu çok özlemiştim.İsyan etmek istiyordum. Ama sakin olmam gerektiğini kendime hatırlatıp derin bir nefes aldım.

_________________


I Hate You Now So Go Away From Me You're Gone So Long ICan Do Better I Can Do Better!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwarts-rpg.forum.st/karakter-karty-lejant-f5/melanie-br
Julian Whisper
Ölüm Yiyen
avatar

RPG Puanı :
85 / 10085 / 100

Erkek
Mesaj Sayısı : 379
Yaş : 47
Savaş Tarafın : DarkSide
Rp Partneri : Melanie Whisper (artık whisper oldu :D)
En Belirgin Özellik : her nefis ölümü tadıcıdır...
Asa : Kayın Ağacı
34 cm
Ejderha yürek lifi
hayli esnek ve kullanışlı
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 16/08/09

Galleon
Galleon: 10
Patronus: Aslan

MesajKonu: Geri: Sürpriz   C.tesi Ağus. 22, 2009 6:09 pm

Melanie ağır adımlarla yanıma gelerek "Gelmişsin." dedi bunu beklemiyormuş gibi bir ses tonuyla. Ben daha bir şey diyemeden ya da yapamadan karşımdaki sandalyeye otrmuş gergin bir şekilde masayı izliyor, hiçbir şekilde bana bakmayarak gözlerini kaçırıyordu. Onun bu tavırları karşısında ne yapacağımı bilemeyen ben yavaşça yerime oturup onu izlemeye başladım. Arada gözlerini bana çeviriyor sonra hemen başka bir yere bakıyordu. Gözleri dolmuş gibiydi, kendini daha fazla tutamayacak ağlamaya başlıyacak gibi bir hali vardı. Bir düre böyle devam ettikten sonra aşını bana çevirerek gözlerime bakmaya başladı. Onun o güzelim yüzüne bakarak nasıl ayrılmak istediğimi, bir daha onla görüşmek istemediğimi nasıl söyleyecektim, bilmiyordum. Gergin ve kararsız görünüyordu, söze nasıl başlayacağını bilemez gibiydi. Ağzını açıp tam konuşucak gibi oluyordu ama sonra tekrar susup beni izliyordu. Bu tavırları benim konuşmak istediği konuyu daha da çok merak etmeme neden oluyordu. En sonunda konuşarak "Nasılsın?" diye sordu. Sesi titriyordu, bunun olması merakımın korkuya dönemesine neden olmuştu. Melanie'nin sesi titriyorsa gerçekten kötü bir şey olmuş demekti. Çok gergin görünüyordu, sakinleşmeye çalışarak derin bir nefes aldı ve beni izlemeye başladı. Ben ise soru karşısında biraz bozulmuştum. Onca zaman sonra sadece bir "Nasılsın?" mı?

Sakinliğimi korumaya çalışıp sesimi kontrol altına alarak sükutumu bozdum. "İyiyim, sanırım." dedim, sesimde ki gerginliği tam olarak yok edememiştim ama havayı yumuşatmak için küçük bir gülümseme yerleştirdim yüzüme ve devam ettim. "Sen nasılsın?" dedim. Cevap uzunca bir süre gelmedi, Melanie konuşmak yerine beni izliyor, yüzümü inceliyordu. Uzun zaman sonra aramıza giren bu koyu sesizlik moralimi bozmuştu. Daha fazla dayanamyarak lafa girmek istiyordum. Bir an önce bu işe son vermek istiyor, içimdeki acıyı yok etmek istiyordum. Bunun imkansız olduğunu biliyordum, ama yine de denemek istiyordum. Boğazımı temizleyerek kısık bir sesle lafa girdim; " Melanie, bugün buraya beni neden çağırdığını bilmiyorum, ama senin konuşmandan önce ben bir şeyler söylemek istiyorum." deyip sustum. Melanie 'nin bunları duyup duymadığından emin olamamıştım. Yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce emin olarak sözüme devam ederek " Melanie bu söyleyeceklerim... bunları söylemek çok zor... bu söyleyeceklerim beni çok üzüyor, seni de belki üzecek ama inan bana en doğrusu bu olucak. Senin iyiliğin için bu şart. ... O yüzden bunları sana söylemeliyim.." dedim lafa nasıl devam edeceğimi bilmiyordum. Gözlerime dolan tuzlu su gözümü yakıyordu, ama yine de gözümü kırpmıyordum. Eğer kırparsam gözümdeki yaşlar serbest kalıp akıcaktı, ama ben öyle bir görüntü yaratmak istemiyordum. " Melanie ben uzun uzun düşündüm bunu.. Hem senin hem de kendi iyiliğim için ben senden ayrılmaya karar verdim. Bu ilişkiyi daha fazla sürdüremeyiz..." dedim, birden her şeyi söyleyip kurtulmak istemiştim. gözlerimi ondan kaçırarak masaya doğru bakmaya başladım. Tepkisini görmek beni bütün kararlarımdan döndürebilrdi beni. Yaptığım ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu bilmeden öylece yerimde oturup onun nelere söyleyeceğini beklemeye koyuldum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Melanie Whisper
Hogwarts Baş Şifacısı
avatar

RPG Puanı :
78 / 10078 / 100

Kadın
Mesaj Sayısı : 614
Savaş Tarafın : Purple Side? xD Dark Side..
Rp Partneri : ~Julian Whisper~
En Belirgin Özellik : Bayan Mantık
Asa : Güllerin Şifası

Çam ağacından yapılma.
Özünde Bitki Karışımı vardır.
22 cm.
Oldukça Esnektir.
Savunma Büyülerinde Başarılıdır.

En iyi büyüsü:
Perception
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 16/07/09

Galleon
Galleon: 310
Patronus: Panter

MesajKonu: Geri: Sürpriz   C.tesi Ağus. 22, 2009 7:38 pm

Cevabını beklerken onu izlemeye devam ettim.Gerçekten de çok özlemiştim onu. Kollarımın arasına almak istiyordum. Sıkıca sarılıp bir daha bırakmamak. Ama bir ayndan da bebeğimizi isteyip istemeyeceğinden emin olmaya çalışıyordum. Belki de ona söylememeliydim. Çünkü vereceği tepki beni korkutuyordu. Ellerimin terlediğini farkettim. Tabiki de terlerlerdi. Çok heyecanlıydım. Korkuyordum ki bu kalbimin daha da sıkışmasına sebep oluyordu. Eğer çocuğumuzu kabul etmezse neler yapabileceğimi düşünmeye başladım. Belki başka bir ülkeye giderdim. İsmimi bile değiştirebilirdim. Beni düşüncelerimden alan onun o kendinden emin sesiydi. "İyiyim, sanırım." Gözlerinde sebebini anlamadığım bir gerginlik sezdim. Yoksa biliyor muydu? Ama sonra saçmaladığımı farkettim. Nasıl bilebilirdi ki?! "Sen nasılsın?" Evet şimdi bir cevap verme sırası bendeydi. Nasıldım? İnsan hamileyken ve bunu sevgilisine söylemekten korkarken nasıl olabilirdi? Başıma yine bir ağrının girdiğini hissettim. Tam cevap verecekken konuşmaya başladığı için sustum.
" Melanie, bugün buraya beni neden çağırdığını bilmiyorum, ama senin konuşmandan önce ben bir şeyler söylemek istiyorum." Şaşırmıştım. Meraklanmama sebep olmuştu. Önemli birşeyler var gibiydi çünkü yüz ifadesi oldukça sertti. " Melanie bu söyleyeceklerim... bunları söylemek çok zor... bu söyleyeceklerim beni çok üzüyor, seni de belki üzecek ama inan bana en doğrusu bu olucak. Senin iyiliğin için bu şart. ... O yüzden bunları sana söylemeliyim.." Kesin kötü birşey olmuştu. Ellerimin titremesine engel olamadan ve göz yaşlarıma engel olmaya çalışarak dikkatle onu izlemeye başladım. " Melanie ben uzun uzun düşündüm bunu.. Hem senin hem de kendi iyiliğim için ben senden ayrılmaya karar verdim. Bu ilişkiyi daha fazla sürdüremeyiz..."
Şok olmuştum. Düşünemiyordum. Nefes alamıyordum. Kalbim çok kötü sıkışıyordu. Artık gözyaşlarıma engel olamıyordum. Zaten onsuz geçen bu süre sonucu anlamam gerekirdi bir sorun olduğunu. Sebebini soracaktım. Ama halim yoktu. Bu bebeği istemeyeceği anlamına geliyordu. Artık beni istemiyorsa benden olan bebeği de istemezdi. Dudaklarımı ısırarak sakinleşmeye çalıştım. Ama olmuyordu. Mantığım konuşmaya başladı;
"Sakin ol Melanie. Eğer seni istemiyorsa bebeği söylememelisin." diyordu. Haklıydı da. Eğer ona söylemezsem bana çocuğu aldırmam konusunda baskı yapamazdı da. Ama kalbimin sesi mantığımı susturmuştu. "Tabiki de söylemelisin. Julian onun babası. Bilmeye hakkı var. En doğru kararı beraber verirsiniz. Eğer ondan saklarsan günü geldiğinde doğrular şimdi olduğundan daha çok üzer. Bu yüzden söylemelisin." Diyordu. Aklım karışmıştı. Ne yapmam gerekiyordu? Derin bir nefes aldım ve gözyaşlarımı elimin tersi ile silip konuşmaya başladım.
"Julian...ben...ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Eğer sorun bendeyse söyle...nerede hata yaptığımı söyle...lütfen. Ama önce bilmen gereken birşey var. Ben...ben hhamileyim..." Sesim titrediği için ağladığım anlaşılmış olabilirdi. Ama umursamadım. Ayrılmak istemiyordum. Ben onu seviyordum. Onsuz yapamazdım. Dayanamayarak eline uzandım ve tuttum.
"İçimde bir can var Julian. İkimize ait bir can. O senin de bir parçan." dedim ve gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken gözlerinin içine bakmaya başladım.Bebeğimizi sevsin istiyordum. Kabul etsin...

_________________


I Hate You Now So Go Away From Me You're Gone So Long ICan Do Better I Can Do Better!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwarts-rpg.forum.st/karakter-karty-lejant-f5/melanie-br
Julian Whisper
Ölüm Yiyen
avatar

RPG Puanı :
85 / 10085 / 100

Erkek
Mesaj Sayısı : 379
Yaş : 47
Savaş Tarafın : DarkSide
Rp Partneri : Melanie Whisper (artık whisper oldu :D)
En Belirgin Özellik : her nefis ölümü tadıcıdır...
Asa : Kayın Ağacı
34 cm
Ejderha yürek lifi
hayli esnek ve kullanışlı
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 16/08/09

Galleon
Galleon: 10
Patronus: Aslan

MesajKonu: Geri: Sürpriz   C.tesi Ağus. 22, 2009 8:53 pm

Ben sözlerimi bitirir bitirmez Melanie'nin tutmakta güçlük çektiği gözyaşları en sonunda yanaklarından usulca süzülmeye başladı. Yüzündeki şok ifadesi ve haifçe titremeye başlaması beni korkutmuştu, ona bir zarar gelmesi beni intihara bile sürükleyebilirdi. Dediğim şeyden şimdiden pişman olmuştum. Ama eninde sonunda söylemek zorundaydım bunları. Dudağını ısırarak sakinleşmeye çalışıyordu ama pek işe yaramış gibi değildi. Elimden gelen hiçbir şey yoktu, onu teselli dahi edemiyordum. Zaten bunu nasıl yapabilirdim ki? Eninde sonunda bunları söylemek zorundaydım, elbette bu olucaktı; bunu gayet iyi biliyordum. Ama bu anı yaşamak.. Ne kadar bilirsem bileyim bu anı yaşamak gerçekten çok acıydı benim için de onun içinde...

Ne yapacağını bilemez halde derin bir nefes alıp yüzündeki yaşları sildi ve benim telaşlı yüzüme bakmaya başladı. Oluşan uzun sessizliği bozarak "Julian...ben...ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Eğer sorun bendeyse söyle...nerede hata yaptığımı söyle...lütfen. Ama önce bilmen gereken birşey var. Ben...ben hhamileyim..." benim şok olmama sebep olan bu sözleri söylemişti. Neye uğradığımı şaşırmış öylece Melanie' ye bakıyordum. Melanie de ıpkı benim gibi ne yapcağını bilemiyordu, birkaç dakika sonra ne yapacağına karar vererek uzandı ve masanın üstünde kaskatı kalmış olan elimi tuttu. Elimi tutmasıyla irkilerek hemen elimi çektim. Yüzümde ciddi bir ifade vardı. Melanie yalvaran gözlerle bana bakarak "İçimde bir can var Julian. İkimize ait bir can. O senin de bir parçan." dedi. Sesi çok kısık çıkıyordu ya da ben onu duymak istemiyordum. Böyle bir şey olamazdı, ben nasıl yaşayabilirdim ki bu acıyla. Her sabah kalktığımda onun yüzüne bakıp babamın ailesini öldürdüğünü hatırlayarak nasıl bir aile kurabilirdim onunla. " O senin de bir parçan.." : bu ses içimi kemiriyordu, evet o benimde bir parçamdı ama yapamazdım. Bir gün gerçekleri öğrendiğinde zaten onu kaybedecektim, o kadar zamanı göze alamazdım. Melanie yaşlı gözlerle gözümün içine bakıyor, adeta bana "Lütfen" diye yalvarıyordu. Artık dayanabilecek durumda değildim, donuk bir sesle "Ne kadardır...." sorum yarım kalmıştı, hamilesin kelimesi ağzımdan çıkmakta zorlanmıştı. Bunu söylemek sanki bütün bunları kabullenmeme neden olucakmış gibi geliyordu.

Belkide kabullenmem gerekiyordu, belkide asıl yapmak istediğim şeyi yapmalıydım; onu sımsıkı kucaklamalı ve hiç kopmayacak gibi delice öpmeliydim, kulağına eğilip " Seni seviyorum." demeli ve bütün her şeyi oluruna bırakmalıydım. Ama nasıl olucaktı, bu sonu belli olmayan bir şeydi. Belirsizliğe ne kadar katlanabilirdim. "Gittiği yere kadar.. " dedi göğsümün derinliklerinden bir ses, ama beynim buna şiddetle karşı çıkıyordu. Gözlerine baktım, ben bu kadına aşıktım; delicesine seviyordum, yapacağım her delilik için bir sebep değil miydi bu? Geldiğimizden beri ilk defa Melanie' ye aşkla baktım ve gülümsedim. Hala elimi çektiğim yerde duran elini tuttum - bu benim vücut ısımı biraz artırmıştı- ve öptüm. "Bu çocuğu ben ne dersem deyim doğuracaksın öyle değil mi?" diye sordum tedirgin bir sesle devam ettim "aldırmayı düşünmüyorsundur. " ben bunları söyleyince bu sefer Melanie elini sert bir şekilde çekerek, korkuyla kafasını iki yana salladı. Gülümseyerek uzanıp tekrar elini tuttum ve " Bunu yapmanı istemiyorum Melanie, ben o çocuğu istiyorum. Ben.." dedim çekingen bir tavırla lafıma devam ettim " Ben seni de istiyorum Melanie," dedim ve sonunu düşünmeden ona sevgiyle baktım... Daha başka ne diyeceğimi bilemiyordum. Onun sıcaklığını avucumda hissederek konuşmasını bekledim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Melanie Whisper
Hogwarts Baş Şifacısı
avatar

RPG Puanı :
78 / 10078 / 100

Kadın
Mesaj Sayısı : 614
Savaş Tarafın : Purple Side? xD Dark Side..
Rp Partneri : ~Julian Whisper~
En Belirgin Özellik : Bayan Mantık
Asa : Güllerin Şifası

Çam ağacından yapılma.
Özünde Bitki Karışımı vardır.
22 cm.
Oldukça Esnektir.
Savunma Büyülerinde Başarılıdır.

En iyi büyüsü:
Perception
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 16/07/09

Galleon
Galleon: 310
Patronus: Panter

MesajKonu: Geri: Sürpriz   Paz Ağus. 23, 2009 6:52 pm

Endişe ile gözlerine bakarken vereceği cevabı merak etmeye başlamıştım. Eğer bebeğimizi kabul etmezse bile onu doğuracaktım. O ne derse desin. Surat ifadesinden anladığım kadarı ile kabul etmeyecekti. Boğazımda birşeylerin düğümlendiğini hissettim. Bebeğimizi istemese de doğuracaktım evet. Ama istenmemenin vereceği acıyı daha şimdiden hissetmeye başladım. O kadar zaman sonra yüzüme bakıp istemiyorum derse ne yapardım? Konuşmaya hazırlandığını görünce kalbim daha hızlı atmaya başladı. "Ne kadardır...." Sonra sustu. Sesindeki donukluk kalbimin sıkışmasına neden oldu. Kesin istemeyecekti. Aldır diyecekti. Kafamda eğer aldır derse ne diyeceğimi planlamaya başladım. Ne kadar zor da olsa bir anne tek başına bebeğini büyütebilirdi. Neden olmasın ki? Ağlamayacaktım. Ağlamamalıydım. Cevabı zaten belliydi. Elini tuttuğumda birden çekmesi artık beni sevmediği anlamına geliyordu zaten. Gözümün yine dolduğunu farkettim. Ama ağlamayacaktım. Ben güçlü biriydim. Buna da dayanabilirdim. Uzun bir süre düşündü. Kabul etmeyeceği belliydi. Belki de bana acıdığı için aklı karışmıştı. Sinirlendiğimi hissettim. Bana acınmasından nefret ederdim. Gözlerine bakmaya devam ettim. Bir süre sonra gözlerinde birşey yakaladım. Bu aşk olabilir miydi? Gülümseyince birden bir sıcaklık hissettim. İşte benim Julian'ım. İşte özlediğim Julian. Ahh gülümsemesini uzun zamandır ilk kez görünce birden ağlamak isteği ile doldum. Elimi tutup öptüğünde herşeyin düzeldiğini düşünmeye başladım. Evet kabul etme ihtimali vardı bebeğini. "Bu çocuğu ben ne dersem deyim doğuracaksın öyle değil mi?""aldırmayı düşünmüyorsundur. " Ne!Anlamam gerekirdi. Bütün olumsuzlukların ardından böyle iyi davranmasının sebebini anlamam gerekirdi. Onun yaptığı gibi hızla elimi çektim. Korkuyordum. Belki zorla aldırmayı deneyebilirdi. O benden güçlüydü. Ve ona karşı çıkamayacağımı biliyordu. Başımı hayır anlamında salladım. Gülümsemeye devam ederke elimi yeniden tuttu. Ahh bunu yapmamalıydı. Her elimi tuttuğundan ona olan aşkım daha da artıyordu. Ve bebeğimi ondan kaçıracaksam nefret etmem gerekirdi. "Bunu yapmanı istemiyorum Melanie, ben o çocuğu istiyorum. Ben.." Gözlerim kocaman açıldı ve inanmayarak Julain'a baktım. Beeğimizi istiyor muydu? Gözlerimin yeniden dolduğunu hissettim. Biraz mutluluktan biraz da acıdan. Bebeğimizi istemesi iyi birşeydi. Ama ya bana acıdığı için istiyorsa? Sözüne devam etti;" Ben seni de istiyorum Melanie," Düşüncelerimi okumuş gibiydi. Mutluydum. Uzun zamandır ilk kez mutluydum. Julian bebeğimizi istiyordu, beni istiyordu. Eski, mutlu yaşamımıza geri dönebilecektik. Julian benden ayrılmıyordu. Bu kez kendimi tutamayarak ağlamaya başladım. İhtiyacım olan şeyi almıştım. Julian'ım. Karnımı okşayarak ; "Gördün mü bebeğim. Baban seni istiyormuş." dedim. O sırada Julian'ın gözlerine bakıyordum. Gülümsedim. O sırada belki de hayal gücümden kaynaklanabilir ama karnımda bir heyecan, bir mutluluk sezdim. Evet bebeğim de mutluydu. Belkide benim mutluluğum ona da yansımıştı. O hayranı olduğum gülümsemesine baktım. Dayanamayarak boynuna sarıldım. Onu hiç bırakmak istemiyordum. Artık bir aile olmuştuk. Uzun bir süre ondan ayrılmak istemediğim için sarıldım. Ama bir süre sonra oturmam gerektiğini anladım ve oturdum. Elini iki elimle tutarak; "Seni seviyorum Julian. O kadar çok seviyorum ki anlatamam. Seni çok özledim. Birdaha beni...bizi böyle bırakma. " dedim burnumu çekerek. Onsuzluk gerçekten de dayanılır gibi değildi. Bir daha ondan ayrılamazdım. O benim hayatımın aşkıydı.

_________________


I Hate You Now So Go Away From Me You're Gone So Long ICan Do Better I Can Do Better!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwarts-rpg.forum.st/karakter-karty-lejant-f5/melanie-br
Julian Whisper
Ölüm Yiyen
avatar

RPG Puanı :
85 / 10085 / 100

Erkek
Mesaj Sayısı : 379
Yaş : 47
Savaş Tarafın : DarkSide
Rp Partneri : Melanie Whisper (artık whisper oldu :D)
En Belirgin Özellik : her nefis ölümü tadıcıdır...
Asa : Kayın Ağacı
34 cm
Ejderha yürek lifi
hayli esnek ve kullanışlı
Ruh Halin :
Kayıt tarihi : 16/08/09

Galleon
Galleon: 10
Patronus: Aslan

MesajKonu: Geri: Sürpriz   Paz Ağus. 23, 2009 8:42 pm

Karnındaki çocuğu istedğimi duyunca Melanie hayli şaşırmış bir şekilde beni izliyordu, ilk başta verdiğim sert tepki onda farklı bir kanı oluşturmuştu. " Ben seni de istiyorum Melanie," kısık sesle ağzımdan çıkan bu kelimeleri duyan Melanie kocaman sevinç dolu bir gülümsemeyle bana baktı ve bir süre sonra tekrar kendini tutamayarak ağlamaya başladı. yaşlı gözlerle bana bakıp gülümsüyor, bir yandan karnını okşayark oradaki canıyla konuşuyordu. "Gördün mü bebeğim? Baban seni istiyormuş." dedi ağlamasından dolayı oluşan titrek bir sesle. Onun bu söylediklerini duyunca ister istemez gülümsemiştim. Bunu o da görmüş olmalıydık yerinden kalkıp birden kendini benim üzerime atarak bana sıkıca sarıldı. Ben ise bu ani yakınlaşmanın şokuyla kollarımın iki yana açık kalakalmıştım. Melanie ben elinden kaçıcakmışım gibi beni sıkı sıkı sarıyor başı omzumda öylece duruyordu. Bana o kadar sıkı sarılıyordu ki kalbinin hızlı ve heyecanla atmasını duyabiliyordum. Sıcaklıı bütün vücuduma yayılırken en başta söylediklerime pişman olmuştum bile. Ben nasıl vazgeçecektim ondan, nasıl bir aptallığa kendimi sürüklüyordum öyle? Ben bu kadına gerçekten aşıktım, onsuz nasıl yapacaktım? Bütün bunları düşününce o çocuğun şimdiden bana büyük bir iyilik yaptığını anlamıştım. Yüzüme yayılan kocam gülümsemeyle ben de sevdiğim kadını sımsıkı sardım. Bir süreliğine bizim için zaman donmuştu sanki. Ta ki o benden ayrılına kadar ona öylece sarıldım, günlerdir kokusuna hasret kaldığım aşkımın saçlarını kokladım. Bir anda benden ayrılarak yerine karşıma oturdu. Vücudunda ki sıcaklığı da ağır ağır beni terkediyordu. Sağ elimi iki alinin içine alarak gözlerime puslu gözlerle bakıp "Seni seviyorum Julian. O kadar çok seviyorum ki anlatamam. Seni çok özledim. Bir daha beni...bizi böyle bırakma. " dedi. Sözleri beynime işliyordu adeta, özellikle "bizi" sözcüğü fazla bir yankı uyandırıyordu bende. Haklıydı artık sadece O yoktu benim için, Onlar vardı artık hayatımda. Hayatımın kadını ve küçük bebeğim... 'Bebeğim..' ne kadar da tuhaf geliyordu bana. Tuhaf bir duyguydu bu, ben baba olucaktım. İçimi bir heyecan bir telaş kaplamıştı bir anda. Aniden havaya girmiştim. Benden bir tane daha, güçlü bir erkek ya da annesi gibi melekler kadar güzel bir kız. İleriyi hayal etmeye çalışıyordum.. Hayal ettikçe yüzüme kocaman bir gülümseme yayılıyordu.

Melanie artık ağlamıyordu sadce arada burnunu çekiyordu. Hayallerimin yarattığı sarhoşlukla kalktım sandalyemi onun yanına çekerek yanıbaşına oturdum. Bir elimle onun elini sıkıca tutuyor ona güven veriyordum, diğeriyle ise ağlamaktan pembeleşmiş yanaklarını okşuyordum. Sadece gözlerine bakarak "Biliyorum hayatım, çok kötü bir şey yaptım ben... Bir daha asla olmayacak bu.. Ben de seni çok seviyorum aşkım, lütfen beni affet, bir daha asla..." diye özür diliyordum yalvaran bir sesle ondan. "Senden bir söz vermeni istiyorum; ne olursa, ne duyarsan duy sende beni bırakmıyacaksın hiçbir zaman. Ne olursa olsun asla beni bırakma, söz ver bana.." dedim biraz korkulu bir sesle. Melanie daha bir şey demeden yüzünü okşadığım elimi alıp öptü ve aşağıya karnının üstüne doğru götürüp yavaşça oraya bıraktı. Bir an heyecana kapılmıştım, gülerek ona baktım ve aşık olduğum kadının dudaklarına büyük bir arzuyla dudaklarımı götürüp onu öpmeye başladım. Artık ne olursa olsun onu bırakmayacaktım. Arada durup "Seni seviyorum..Seni çok seviyorum" diyor tekrar öpüyordum. O da büyük bir aşkla bana karşılık veriyor bu beni iyice mutlu ediyordu. Kendimi ondan zorla kopararak durdum ve yüzünü izlemeye başladım. O sözü bana verecek miydi? Çok merak ediyordum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sürpriz
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Cadılık Ve Büyücülük Okulu :: Role Play Game Dışı :: Site Arşivi :: RPG Arşivi-
Buraya geçin: